![]() |
#81 |
![]() O kadar da zor olmasa gerek... hiç degilse imkânsiz gibi görünmüyor maddelerin çogunu bir araya getirmek.
|
|
![]() |
![]() |
#82 |
![]() Yalçın üsdat konuyu sabah okudum şimdi paylaşmak için girmiştim ki benden önce davranmışsınız
![]() ![]() .. Hayatı beraber yaşayacağımız kişinin hayatı ne gözle gördüğü hedefinin ne olduğu ve değer yargıları en çok dikkat etmemiz gerek husus diye düşünüyorum..ayrıca bir insanin karşısındakini iyi tanıyabilmesi için önce kendi sıkıntı ve saplantılarından kurtulması gerekir... |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#83 |
![]() Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir ama içeriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur..Allah ilk önce bizi Salihalardann eylesinde Salihlere layık olalım..
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
#84 |
![]() Evliliğin en güzel tariflerinden birini de, Başkasının Günahına Ağlayan Adam yapmıştır:KALBİNE MUKABİL BİR KALP BULMAK…
Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan,gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir. Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması,anlaşması,kaynaşması gerekir. Kalpsiz mutluluk olmaz. Kalp kalbe karşı olmalı… Kalp kalbe kalbolmalı… Kalpler bir olmalı,iri olmalı,diri olmalı… Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar,mutlu olabilir mi? Evet ,mesele kalıp değil,kalp meselesidir. Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını,bedene,kaşa,göze bağlayanlar,mutluluğu yanlış adreste arayanlardır. Bulmak için,önce böyle birini aramak gerek…Gerçi her arayan bulamaz ama,bulanlar hep arayanlardır.Aramadan bulmak mümkün mü? Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır.Bunlar,her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de,seçimlerini,hep maddeden,görüntüden yana yaparlar.Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar. Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır.Hani Nasreddin Hoca gibi…Evin bodrumunda,kömürlükte kaybettiği yüksüğünü,dışarıda,evin önünde arıyormuş…Sebebini sormuşlar…”Aşağısı çok karanlık” demiş… Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar.Kalp,duygular,sevgi, şefkat,merhamet tamam ama,görüntü,en boy,kaş göz diyorlar…Hatta oralara takılıp kalıyorlar.Gönle değil,gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil,diyenlere de “Ben onu değiştiririm” derler.Ya da , “O gördüğünüz gibi değil,aslında çok iyi biri” iddiasında bulunurlar. Sonra da,iletişimimiz neden kötüleşti,niçin kavga çıktı,geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar. Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler.Ne güzel söylemişler.İki gönül bir olmazsa,yani kalbine karşılık bir kalp yoksa,saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar.Zaten,sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir. Evliliği maddileştirenler,yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır. Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar. Evlenmeyi düşünen gençlerimiz,kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar,yoksa,kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar? İnsan,aradığını bulur. Kalıp arayan kalp bulabilir mi? Bulsa bile ,bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi? Evlenecek gençler,önce niyetlerini düzeltmelidir.Kalbe karşı kalp mi arıyorlar,kalıba karşı kalıp mı? Madde arayanın ruh bulması,gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür? Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, “Rabbim, karşıma iyi olanı ; sevebileni,merhamet edebileni çıkar” diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır. ………………………………………. Bazen,evlenmek üzere olan kızlarımıza , oğullarımıza soruyorum: “-Nasıl,evliliğe hazır mısın?” Bir çoğunun cevabı,aşağı yukarı hep şöyle oluyor: “-Hocam,hazırlıklar tamam…Ev tuttuk,döşedik,beyaz eşya filan her şey tamam…” Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu? Bana göre,en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor.Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam: “-Peki gönlünüz hazır mı evliliğe?” Sorum,bir çok genci şaşırtır,durup düşünürler,genellikle de bir soruyla karşılık verirler: “-O nasıl oluyor?” İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler,Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor,üç gün sonra da,Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar. Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler,Nasreddin Hoca’mızdan almışlar cevabı… ”-Bu sizinki “ demiş, “Evlilik değildir. “-Peki evlilik değilse nedir bu yaptığımız?” diye sormuşlar. ” -Gündüz çifte hırlama,gece çifte horlamadır…”demiş. ………………………………… Evlilik,sağlam bir iletişim temeline oturmalı…Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız.Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır: “-Evliliğiniz nasıl geçiyor?” demişler. Hocamız da anlatmış: “-Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti…Ben söyledim,hanım dinledi,ben söyledim hanım dinledi…İkinci sene, bizim hanım işi anladı…O söylemeye başladı…O söyledi ben dinledim,o söyledi ben dinledim…” “-Peki hocam, sonra nasıl oldu” diyenlere de, “Hiç sormayın” demiş, “Sonraki yıllarda da,ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…” Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini,sadece komşuları değil,bütün dünya dinliyor.Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey,ekran pazarlarına dökülüyor.Sadece kirli çamaşırlar değil;edepsizlikler,iffetsizlikler,kısacası ahlaksızlığın her çeşidi,basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor. İyi ki adına evlilik demiyorlar.Seviyesiz birliktelikler,evlilik olamaz çünkü… ………………………………….. Evliliği,Allah’ın emri,Peygamber Efendimiz’in (s.a.) sünneti bilenler,örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler.Zira,başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı,günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir. İnsanlık alemi,kaybettiği aile hayatını çamla çırayla,yana yakıla aramaktadır. Aile,dünyevileşmenin getirdiği benlik,bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır.Bu sebeple,aileyi yeniden diriltmenin yolu,maneviyattan,imandan geçmektedir.Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın,sağlam bir aile kurmak imkansızdır. Aile,daha çok almayı düşünenlerin değil;paylaşmayı,bölüşmeyi,fedakarlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir.Ailede mutluluk,almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır.Aile mutluluğunun kahramanları,almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara,katlana,çoğala…Bir verip bin alırlar. Böyle bir mutluluk,ancak iki gönlün bir olmasından doğar. Çocuklarımız ,gençlerimiz gönül ehli mi? Daha doğrusu gönülden haberdar mı? Gönülsüz mutluluk olmaz…Ne tek başımıza,ne de evlilik hayatımızda… Zira aile,iki gönlün tekleşmesiyle kurulur. Vehbi Vakkasoğlu |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#85 |
![]() Bazen,evlenmek üzere olan kızlarımıza , oğullarımıza soruyorum:
“-Nasıl,evliliğe hazır mısın?” Bir çoğunun cevabı,aşağı yukarı hep şöyle oluyor: “-Hocam,hazırlıklar tamam…Ev tuttuk,döşedik,beyaz eşya filan her şey tamam…” Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu? Bana göre,en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor.Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam: “-Peki gönlünüz hazır mı evliliğe?” Sorum,bir çok genci şaşırtır,durup düşünürler,genellikle de bir soruyla karşılık verirler: “-O nasıl oluyor?” İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler,Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor,üç gün sonra da,Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar. Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler,Nasreddin Hoca’mızdan almışlar cevabı… ”-Bu sizinki “ demiş, “Evlilik değildir. “-Peki evlilik değilse nedir bu yaptığımız?” diye sormuşlar. ” -Gündüz çifte hırlama,gece çifte horlamadır…”demiş. Dünyadan bir haber olan bizlerin evlilik hususlarında asıl dikkat etmesi gerekli olduğu noktaları bırakıp laylay lom takılmalarına deli oluyorum. Nasıl bir eş aradığını bilmeden sürete aldanıp perişan olanlarmı ararsın farklı farklı duyguların hayatların insanları olduğu halde duygularının esiri olmuşlarımı ararsın ne ararsan var yani , yukarıdaki paylaşımda insan kendsine nasıl bir eş araması gerektiği güzelce izah edilmiş . Teşekkürler gönülden. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#86 |
![]() EŞ bazen babadan ve anneden daha yakındır. Öyle değil mi? Kişi eşine söylediği, fısıldadığı bazı sırlarını anne ve baba ile paylaşamayabilir.
Kur'an-ı Kerim bu gerçeği çok manidar bir tanımla hayatımız katar. Ayet-i kerime, "Karı ve koca birbirlerine örtüdürler" der. Ayet şöyledir: "Onlar (kadınlar) size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz!" (Bakara 187). Ayet çok zarif bir ifadeyle, karı koca arasındaki ilişkinin karakterini ortaya koyar. Elbise ve örtü nasıl soğuk ve sıcaktan korur, sırları ve kusurları örterse, eşler de aynen böyle olmalılar. Örtü geceyi simgeler. Birbirinizin sırrını, ayıbını, açığını deşifre etmeyin, aksine birbirinizi gece karanlığı gibi örtün anlamını da çıkarma imkánı bulabiliriz. * * * Dinimiz bizden bunu istiyor. Ama biz bu konuları da magazinleştirmekten, aile sırlarımızı, ilişkimizi uluorta tartışmaktan uzak durmuyoruz. En mahrem bilgileri, olayları, sırları, ekranlarda, sokaklarda, her türlü sohbet ortamında konuşmaya başlıyoruz. Hatta insanların bir kısmı boşandıkları eşlerinin mahrem görüntülerini internet ortamında yayınlamaktan sakınmıyorlar. Korkunç bir tatminsizlik, hazımsızlık ve dağılmışlık değil mi? * * * Sosyolog ve psikologların işin bu boyutu üzerinde durmaları, olgun tahlillerde bulunmaları gerekiyor. Tabii ya, bunu sağlıklı bir kişilikle izah imkánı var mı? Bu yaşananlar birer vicdani travma değil mi? Bizler ise bu yaşananları tedavi edecek noktada mıyız, yoksa yeni olayların, tecrübelerin deşifre edilmesine katkıda bulunacak yerde miyiz? Peygamberimiz (SAV) erdemden en uzak erkeği tarif ederken; geceleyin eşiyle arasında geçeni -sırları-, sabahleyin arkadaşlarıyla paylaşan kişi olarak tanımlar. Eşler birbirlerini sevmeli, korumalı ve sahiplenmeliler. Hiçbir evlilik kuşku ve korku üzerine kurulmaz. Hele matematiksel hesaplar üzerine hiç kurulmaz. Yarın ne olacak, eşim benim şu eksiğimi yarın bana karşı kullanır mı diye başlayan bir evlilik aslında hiç başlamamış sayılır. Tam aksine erkek kadının, kadın erkeğin; izzet, namus, kişilik, karakter, sevecenlik, vefa, saygı, sevgi, doğruluk, şeffaflık ve merhametinden en ufak bir kuşku duymamalıdır. Böyle bir kuşku varsa, belki o evlilik hiç olmamalıdır. Olsa bile, devam etmesi mümkün değildir. Eşinizi önemseyin. Onu sevin. Ona güvenin. Onunla sırrınızı paylaşın. Vereceğiniz bir gül, ucuz ama manidar bir ufak yüzüğün eşinizin yüzünde meydana getireceği tebessüm az mı önemli? Bazen eşimizle beraber sofrayı kaldırmak veya küçük bir hizmeti onunla paylaşıp yükünü hafifleştirmek kötü mü? * * * Peygamberimiz (SAV); elbisesini yamalar, içeceği suyu kendisi alır, eşine yardım ederdi. Onları dinler, bazen en zor kararlarda onlara danışırdı. Gece namazına kalktığında eşini de uyandırır, "Hadi yüce ALLAH'a yönelelim!" derdi. Bazı hatalarını görmezden gelir, sinirli hallerini sinesine çekerdi. Tebessümünü esirgemezdi. "En iyiniz, eşine en merhametli ve iyi ahlaklı olanınızdır" derdi. Ne dersiniz? Şöyle diyebilir miyiz? Birbirini zorlayan, boşanmak için bahaneler arayan, birbirine güvenmeyen çiftler ancak sağlam bir eğitim, inanç, hoşgörü ve güvenle yaralarına çözüm bulabilirler. Nihat HATİPOĞLU |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#87 |
![]() Evlilik nazenin bir ağaca benzer. Nikâhla bir tohum düşer toprağa.
Birbirine yabancı ik kalb nikâhın kerametiyle birbirine ısınır, birbirinde sükunet ve huzur bulur. Muhabbet ve şefkat ağacına durur nikâh tohumu. Ama tohumun ağaca dönüşebilmesi için hem zaman, hem de yorucu emek gerekir. Kadın ve erkek birer bahçıvan gibi elbirliğiyle bu ağacın muhabbet toprağına kök salmasına çalışır. Onu saygı ışığına tutarlar, şefkat suyuyla sularlar. Affedicilik ilacıyla zararlı böceklerden temizlerler. Fedakârlık zırhıyla fırtınalardan ve haşin kış şartlarından korurlar. Öyle sihirli bir ağaçtır ki aile ağacı... Alışılmış ağaçların aksine kısa zamanda serpilip boy atar. Şaşırtıcı bir süre içinde korunak haline gelir. Gölgesiyle ruha serinlik, meyvesiyle hayata lezzet katar. Evlilik ve aile ağacının en büyük düşmanı bencilliktir. Bencillik ağacın köklerini kemiren ve onu güçsüz düşüren hastalık gibidir. Duyarsızlık bir duvar gibi ağacın güneş ışığı almasına engel olur. Kin, zararlı bir böcek gibi dalları ve yaprakları öldürür. Ağaç dıştan sağlam gibi görünse de, kökü, dalları ve yaprakları hastalıklı bir hale düşer. Bu ağaç gölge vermediği gibi meyveleri de ne yazık ki acıdır. Kadın ve erkek, sağ ve sol el gibidir ağacı yetiştirmede. Tek el yetmediği gibi, iki elin ahenkle, aynı amaç için çalışabilmesi gerekir. Hep karşı taraftan bekleyen bir tavır, bir elin durup herşeyi diğer elden beklemesine benzer. Tek ayakla yürüyebilir misiniz? Tek elle iş yapılabilir mi? Kısacası, sevgi ve aşk sadece bir başlangıçtır, herşey değil. Sonrasında şefkat, fedakârlık ve saygı eklendiğinde, aile dediğimiz harika ağaç vücud bulur. O ağacın gölgesi dünya hayatından bir yolcu gibi geçip giden insanlara cennet esintileri ve serinlikleri bahşeder, yorgunlukları giderir, en küçük sohbet ve muhabbeti ruha şifa olur. Maddeten fakir gibi görünse bile, cümle evler bu sırla yuvaya dönüşür! Murat ÇiftKaya |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#88 |
![]() bu forumdan korkmaya başladım iyicene...
|
|
![]() |
![]() |
#89 |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#90 |
![]() siyasetin içinde olupta hala dünyaya toz pembe bakabildikleri için...
ülkenin durumu ortadadır... bir asgari ücretli hala 600 lira maaşla hayat mücadelesi verirken... bizimkiler evlilik peşinde koşuyorlar... açıklayıcı bir yorum olmuştur herhalde... |
|
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|