![]() |
#71 |
![]() Evliliği, Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır. Ne yazık ki bu sözlere hak vermemek elde değil rabbim bizleri onun yolunda giden ve bizi de ona yönlendirecek insanlar nasip etsin inşALLAH. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#72 |
![]() Bence amaç hayırlı nesiller yetiştirmek olmalı.
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
#73 |
![]() Eşinizle iletişimi öfkeyle kapatmayın: Sen beni sevmiyorsun zaten!
Eşinizin geç kalacağını haber vermeden akşam vakti sizi bekletmesine üzüldünüz, hatta merak ettiniz. Geldiğinde öfkeyle karşıladınız ve gerçek sebebi öğrenmeden önce kendinize göre tahminleri sıralamaya başladınız. O da size ters ifadelerle karşılık verdi. İyi bir tartışma sebebi değil mi? Veya hasta olduğunuz bir gün eşinizden size bakmasını, bir şeyi yapmayı unutmanızı anlayışla karşılamasını bekliyordunuz ama olmadı. Hatanızı yüzünüze vurup utandırdı. Siz de ona öfkeyle karşılık verip tartıştınız. Hasta halinizle iyi bir küsme sebebi sayılır. Evliliklerde yaşanan en büyük problem eşler arasındaki iletişimsizliktir. Kimi çiftler, anlaşmazlıklarını hiç konuşmadan olduğu gibi saklayıp gelecekte bir gün hesabını sormak üzere biriktirir. Birçok çift de sorunlar karşısında gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmek yerine öfke duygusuyla hareket eder. En küçük bir yanlış anlaşılma büyük tartışmalara dönüşür ve “sen beni sevmiyorsun zaten” veya “sen beni bir kere bile anlamadın” seviyesine gelir. Gerçek duyguları öfke ile saklamak daha kolay ve rahat bir ifade biçimidir. Çünkü, üzüntü, hayal kırıklığı, utanma, kırılma, merak etme, endişelenme gibi duyguları doğrudan doğruya söylemek daha zordur. Öfke, hiç utanmadan, sıkılmadan, benliğe çok zarar vermeden ifade edilebiliyor. Benliğimize zarar veren ya da benliğimizin bir başkası tarafından zedelendiğini hissettiğimiz duygularımızı söylemiyoruz. Öfkelenerek, benliğimizin uğradığı zararları kapatmak için karşı tarafın benliğine zarar vermek istiyoruz. Bu yüzden de asıl duygularımız hep geri planda kalıyor. Duygularımızı ifade etmediğimiz için karşı taraf da savunmaya geçiyor ve en baştan iletişim yollarını kapatmış oluyoruz. KENDİNİZE ‘GERÇEKTEN NE HİSSEDİYORUM?’ DİYE SORUN Evliliklerde en önemli şey, kişiyi gerçekten ne rahatsız ediyorsa bunu tespit edip sorunu çözmeye çalışmaktır. Ancak bunun için de, öncelikle kişinin kendini tanıması, kendinin farkında olması gerekiyor. “Benim gerçek duygularım, düşüncelerim nedir, bu davranışımın asıl sebebi ne?” sorularına doğru cevapları vermek sorunların çözümünü kolaylaştırıyor. Belirli bir içgörü kazanmış olan kişi, yaşadığı durumun adını koyabilir. Neden sinirlendiğini, hangi duygusunun harekete geçtiğini daha iyi bilir ve ifade eder. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#74 |
![]() Evlilikte sevgiyi devam ettirmek de emek ister
![]() Evlilik hazırlıklarında bir başka heyecan, başka bir mutluluk hemen fark edilir. Sevgiyle ışıldayan gözler, birbirini görmek için can atan, beraber olmak, birlikte konuşmak, gezmek için her fırsatı değerlendiren, sevgilerini ifade etmek için en güzel sözleri, en anlamlı hediyeleri seçen eşler. Pekiyi bu kadar mutlu ve güzel başlayan, her iki tarafın da sevgiyi doya doya hissettikleri, birlikte yaşamak, bir hayatı paylaşmak için kurdukları evlilikte, sevginin aynı şekilde, hatta büyüyerek devam etmesi için ne yapılmalı? Eşler birbirine yeterince vakit ayırmalı, mümkünse kısa süreli de olsa birlikte tatile çıkmalı, birkaç saatliğine de olsa baş başa zaman geçirmeli, sohbet etmeye, söylenmeden, birbirini suçlamadan konuşmaya önem vermelidir. Sevgi; hediye, güzel söz, emekle ve zevkle hazırlanmış bir yemek, tatlı, birlikte geçirilen zaman ve ailenin devamı için yapılan işler gibi farklı şekillerde ifade edilmeli ve bunu yaparken karşı cinsin beklentilerine de önem verilmelidir. Yeterince emek sarf edilmediği ve gerekli şartlar yerine getirilmediği için bazı evliliklerde sevgi azalır hatta tamamen yok olurken aralarındaki sevgi ve saygıyı ömür boyu kaybetmeyen eşler de çoktur. Evlilikte birlikte yaşanan, paylaşılan bütün güzellikler sevgiyi canlı tutar. Günlük hayatta ihtiyaçların karşılanması için gösterilen çaba önemli olduğu kadar yapılan şeylerde incelik de önemlidir. Bireyin bu inceliği kazanması kişisel gelişimle mümkündür. Bazı erkekler eve vaktinde gelmeyi, evin ihtiyacını karşılamayı eşe sevgi gösterisi olarak yeterli sayar. Bazı kadınlar da aynı şekilde ev halkı için güzel yemekler pişirmeyi, evi düzenli tutmayı sevgi gösterisi olarak kabul eder ve karşılık görmemekten yakınır. Halbuki bunların yapılması kadar yaparken söylenen sözler ve davranışlar da önemlidir. İlgisiz davranarak veya kötü sözler sarf ederek yapılan şeyler değerini de kaybeder ve her ne kadar sevgiyle yapılmış olsa da sevgi ifadesi olarak algılanamaz. Pek çok örnekte görürüz ki sevgiyi hissetmek ve heyecanı artırmak için eşlerin birbirine söyleyeceği birkaç tatlı söz birkaç takdir sözü, geçmişte yaşanan bir tatlı anıyı hatırlatmak bile yetecektir. Yine her şeyi problem etmemek, beklentileri ve duyguları karşı tarafı suçlamadan doğru ifade etmek evin huzurlu ortamını gerginlikten koruyacaktır. Eşlerin birbirine güvenmesi ve derin duyguları anlaması, üzüldüklerinde uygun dille teselli etmesi, dışarıdan gelen olumsuz etkileri hafifletecektir. Bunun için eşler birbirine yeteri kadar zaman ayırmalıdır. İş yoğunluğu, televizyon ve bilgisayara düşkünlük vb. nedenlerle birlikteliğin azalması da eşlerin sevgiyi daha az duymalarında etkilidir. Halbuki eşler birbirlerine ne kadar çok sevgi gösterir, ne kadar birbirinden güç ve destek alırlarsa karşılaştıkları sorunların üstesinden de o kadar kolay gelir, çocuklarına da o kadar huzurlu ve güzel bir eğitim ortamı hazırlamış olurlar. Zamanla İlişki monotonlaşabilir Eşiniz için gösterdiğiniz çaba hiç azalmasın. Evlilikten önce bazı eşler birbirini kaybetme kaygısı duyar ve kaybetmemek için çaba harcarlar. Evlendikten sonra ise bu endişe daha az duyulur. Kaybetme endişesinin azalması kişinin sevdiği kişiyi kendisine bağlamak için duyduğu kaygıyı ve buna bağlı gösterilen çabayı bazen azaltır. İlişkiler bir zaman sonra monoton, sıradan hale gelebilir. Aşırı mükemmeliyetçi olmayın. Bazı kişiler daha heyecanlı ve duygusal yapıya sahip olup mizaçları da değişkendir. Sevmeleri de sevgilerini kaybetmeleri de çok hızlı olurken bazı kişiler de olumsuz özelliklerini daha çok gizli tutabilir. Kusurları görmek mükemmeliyetçi kişilerin sevgisini azaltan nedenler arasındadır. Ailede gerginlikler arttıkça yaptıkları hataları anlarlar ama artık geçimsizlik ve kısır döngüler başlamıştır. Çevrenin olumsuz yorumlarının etkisinde kalmayın. Onay ihtiyacında olan kişiler dış etkenlerin etkisinde daha çok kalır. Aile üyelerinin, çevredeki kişilerin olumsuz yorumları eşler arasındaki sevginin azalmasına veya daha az hissedilmesine sebep olur. ZAMAN |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#75 |
![]() Bir saadet bahçesi kurmak istiyorsak güllerin yetişmesi emek vereceğiz ve sabredeceğiz...sulamak,çapalamak,yabani otlardan temizlemek...birçok işi var ama emek vermeden o güzelim güllerin kokusunu almayı bekleyemeyiz..
Gönül bahçemizdeki bu çiçekleri herdaim diri tutmak elimizde olmaklı..yaşanılan gerginliklerde de ümitsiz olmadan çevredekilerin söylemlerne öncelik vermeden yol arkadaşımızın düşüncelerini anlayıp tartmalıyız..açmış bir gül'ümüz varsa onu soldurmamalıyız buna izin vermemeliyiz..yaşanılan nefretleri güzelliklerin önüne koyduğumuzda zaten bir arpa boyu yol alamayız elimizdekinden de oluruz.. Paylaşım için sonsuz minnet olsun sevgili Ukbâ... |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#76 |
![]() Çok Güzel ifade etmişşiniz , yol haritası olarak vereceğiniz koordinatları izlemek yeterli olacaktır.
![]() Evlilikte iyi geçinmek nasıl olmalıdır? ![]() İkisi de üniversite mezunu. Beş yıllık evli ve bir kız çocuğuna sahipler. Maddi olarak problemleri yok ama geçinemiyorlar. Bir kez boşanmayı denemişler. Aileler araya girip vazgeçirmiş. Bir müddet sonra yine sıkıntıya düşmüşler. Şimdilerde bir çıkış yolu arıyorlar. İşin acı tarafı, anlaşamadıkları konu incir çekirdeğini doldurmuyor. Meselâ kadın, eşine telefon ediyor. "Bu akşam yemeğe gidelim mi?" Eşi itiraz ediyor: "Hayır, toplantım var." "Zaten sen, ben ne desem itiraz edersin." "Sen de olmadık zamanlarda dersin. Kafam zaten yorgun. Bir de seni çekemem." Telefon kapanıyor, kriz başlıyor. İki tarafın da sinirleri gergin. Erkek, toplantıya sıkıntılı giriyor. Aklı hep "ben eve gidince bunun hesabını sorarım"da. Kadınsa "akşam geldiğinde haddini bildiririm" pozisyonunda. Gecenin ilerleyen saatinde kırılan kalpler ve yaralanan gönüller... Sebep, koskocaman bir "hiç". Kim bilir belki de şu an çoğu kadınlar, "Bir hiç olur mu? Tüm erkekler böyle zaten. Hep toplantı veya iş. Hayatlarında kadınlara yer yok ki!" diyor olabilirler. Erkeklerin bazıları da, "Şu kadınlar ne anlayışsız. Toplantı bu, işin şakası yok ki? Biz onlara ekmek parası kazanmak için çalışıyoruz. Onlar ne derdindeler?" diye düşünebilirler. Oysa aynı kadın: "Hayatım çok sıkıldım, acaba bu akşam yemeği dışarıda yiyebilir miyiz? Bir ayranla tost da olabilir." demek nezaketini gösterse. Erkek, "Özür dilerim hayatım, bugün toplantım var. Yarın olur mu?" dese ve akşam evine neşeyle dönse. Kadın da eşini tebessümle karşılasa... Ve o "şiddetli geçimsizlik" denilen şey ortadan kalksa. Acaba ikinci sahneyi yaşamak çok mu zor? Olumsuzluğu pompalayarak mutluluk atmosferini yok etmeye çalışan şeytanı yenmek bu kadar mı güç? Neden "güzel geçinmenin" yollarını aramak varken benlik ve inat atıyla geçimsizlik vadilerine koşuluyor? Dante, ne güzel söylemiş "küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar çıkar". Öyleyse küçük kıvılcımların mutluluk sarayımızı yakıp kül etmesine meydan vermeyelim. Beynimizi güzel düşünmeye ve güzellikleri görmeye alıştıralım. Hayatı yaşanır kılmak formülü rehberimiz olmalı Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. Bunun tersi, kötülükleri gören kötülük düşünür ve hayatını mutsuzluklarla karartır. Olumlu hareket etmeli ve eşinin menfi yönlerine kafayı takmak yerine biraz da "Bu olayda benim kusurum ne?" diye empati yapmalı. Eşinin iyi yönlerini ve güzelliklerini görmeli. Aile içinde "ben" "sen" yerine "biz" yaşantısını kurmaya çalışmalı. Sadece "Ben doğru düşünüyorum. Ben haklıyım. Sen yanlış düşünüyorsun" demek yerine "Ben de yanlış yapabilirim. Sen de haklı olabilirsin." diyebilmeli. Dış dünyanın streslerine karşı el ele, omuz omuza vererek dayanmalı. Gurur ve enaniyetini muhabbet ateşiyle yakabilmeli. Hayatta çok önemli vazifeler dururken basit şeylerle hayatı karartmamalı. Kavga sebebi olan şeyleri yok ederek münakaşa ve sıkıntı çekmek yerine huzur ve saadetle yaşamalı. ZAMAN |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#77 |
![]() [COLOR="rgb(255, 0, 255)"]
Ne yazık ki, bu düşünceleri yüreği yerine buz üstüne yazan nice erkekler, eşlerini rahatlıkla terk edebiliyorlar. Değil güzelliklerini kaybetmek, eşlerinden daha güzelini gördüklerinde bile o tarafa meyledebiliyorlar. [/COLOR]İşte biz bu devirde yaşıyoruz ne yazık ki üstad. Bu beyefendi gibi eşi bulmaz inanın çok çok zor bu devirde.Mevlam bize kıymet bilen ve bildiğimiz insanlar nasip etsin.Yazı için teşekkürler Allah razı olsun...Çok duygulandım ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#78 |
![]() Amaç nemi olmalıdır
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#79 |
![]() eskindedi aşklar evlilikler şimdiler internet ortamı yüzünden evlilikler sönüyor evlilik diye aşk gibi sölentiler günümüzün cağında herşey aldatıcı yaklaşımlar olmuştur
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
#80 |
![]() ELEŞTİRİ:
sen hep böylesin! Zaten beni bir gün bile dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun! Şeklindeki ifadeler eşi suçlayıcı yargılayıcı ve kırıcı ifadelerdir. Oysa iletişimde ‘’ben’’ dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz. —Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm hayal kırıklığı yaşadım. Bu ifade daha yumuşak olduğundan ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir. GENELLEME: ‘’Hep böylesin böyle yaparsın. Zaten senden başkacıda beklenmez. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden babandan kapmışsın. Bir günde iyi yanını göremeyecek miyim? Tarzındaki ifadeler eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıki düşündüğümüzde mademki eşiniz söylediğiniz gibi peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın AKLINI OKUMAK: Evlilikte ilişki bozulmaya mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Devamlı kavga üzüntü bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim yani davranışlardan anlamlar çıkarıp eşi yargılama süreci başlar.’’Hah yine kızdın bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var çok iyi biliyorum!’’ Tarzındaki yaklaşımlar eşin jest ve mimiklerinden hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir. İŞİ YOKUŞA SÜRMEK: Zamanla eşlerden birinde olumlu değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş kişi olumsuz davranışından vazgeçmiştir. Diğer eşin ‘’10 yıldır sana söyledim ama beni dinlemezsin sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor? Şeklindeki konuşmaların eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.’’ Oysa bu değişiklikten dolayı çok mutluyum sevinçliyim Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz onları konuşalım! Tarzında diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir devamı içinde teşvik edilmiş olunur. GEÇMİŞİ HATIRLATMAK: Herkesin evliliğinde geçmişte yaşadığı olumsuz hatıra vardır. Aile kavgaları kırılganlıklar ihanetler küçük düşürmeler hayal kırıklıkları… Geçmişte yaşanan kötü hatırayı devamlı gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sıkıntıları pekiştirir. HEP HAKLI OLMAK: Hatalar yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde ‘’Kim daha haklı’’ diye adeta ‘’mahkeme’’ kurulur.’’Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın beni aşağıladın. Bütün problemler senden kaynaklanıyor’’ Bu tarz kalıp sözler tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız.’’Ben nerede hata yapıyorum yanlışım ne olabilir’’diye düşünmemiz gerekir. Hep karşı tarafı haksız görmek işin kolay tarafıdır. SORUMLULUK: Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayrımı gözetmeksizin işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan ilişkideki bozulmadan dolayı ‘’Sen beni zorluyorsun çıldırtıyorsun bu yüzden öfkeleniyorum’’ yerine ‘’Seninle ilişkimde bazen zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum.’’ Tarzında konuşulsa kişi kendini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor. Böylece eşi suçlamıyor probleme dikkat çekip üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor anlamı çıkar. MANTIKİ YAKLAŞIM: Ya bana iyi bir sebep göster söylediklerimi çürüt ya da beni kabul et! Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller duygular olaylar birçok değişken rol oynar.’’Kendimizi temize çıkarma’’da mantığı ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir. SÖZÜNÜ KESMEK: İletişimde en önemli husus konuşanı sonuna kadar dinlemek çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlememiz anlamamız kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ses tonunu yükseltmemektir. TERAPİST YAKLAŞIMI: Eş ne kadar bilgili ve tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez eşi kendisini dinlemez dirençle karşılaşır. Bu yüzden iyi bir eş nasıl olursa ona öyle davranmalıdır. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
Seçenekler | |
Stil | |
|
|